<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109</id><updated>2012-02-16T01:19:54.334-08:00</updated><title type='text'>Dulger</title><subtitle type='html'>Deniz Ülger'in blog sayfası... Dülger adını almasının sebebi de kolayca anlaşılabileceği gibi, isim ve soyadın tek kelimeye indirgenmesi sonucu ortaya çıkan bir kelime oluşudur (nedeni ise bulunulan ortamlardan bolca Deniz isimli insan bulunmasıdır). Dülger aynı zamanda kalıpçı anlamına gelmektedir, ancak Deniz Ülger kalıpçılıkla ilgilenmemektedir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>11</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-8254240059741610744</id><published>2009-11-03T17:26:00.001-08:00</published><updated>2009-11-03T17:43:46.566-08:00</updated><title type='text'>heves</title><content type='html'>öncelikle caps lock'um sorunlu olduğu için sizlerden özür dileyerek başlıyorum, tüm yazı küçük harflerle devam edecektir ama bu durum en az sizi rahatsız ettiği kadar edecektir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;daha önce hislere dayalı çok fazla şey yazmayacağımı belirtmiştim, araya çoook uzun aralar da koydum yazılarımda. ama bu muhtemelen son yazım olacak bu bloga. sebebim de müziğe dair olan inancımın yavaş yavaş erimesi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden mi niye mi? evet, müzisyen sıfatını hak edecek kadar iyi değilim. ya da bunları okuyup sanki bu herif çok bir bok da böyle şeyler söylüyor da diyebilirsiniz, ama açıkçası bunlar hiç umurumda olmayacak. sebeplerime gelecek olursam;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok bunaldım. ankara'dayım. insanların ne sadece eskilere takılıp o zamanların ekmeğini yemeye çalışmasını , ne de sadece eskileri yoksayıp sadece en yeni şeyleri dinleyip farklılık yaratmak için kasanları takdir etmişimdir. müzik eskisi ile yenisiyle, sertiyle yumuşağıyla, aşkıyla nefretiyle bir bütün gözümde. bu konular üzerine biraz fazla da obsesif olduğumu yakın çevremdeki insanlar da bilir. ben yaşadığım şehirde ya da ülkede, insanların sadece mainstream olarak nitelendirilen ve yeniliğe tamamen kapalı müzikleri de barındıran bir kümenin içinde kaldığını, ve o insanların bu durumdan çok memnun olduğunu hatta bundan prim yaptıklarını görmek, benim sinirlerimi harap etmekte. ben 2009 yılında hayatını venom dinlemeye harcamış insanların olduğu mekanlara çıkıp konser vermeyi istemiyorum, hatta başka grupların da bunu istememesini istiyorum. onlara kalmış bir şey olabilir, ama hayır çıkmamalılar. eski kafa bodos thrash'çilerin bu prim yapmaya kastıkları materyalin artık unutulması gerekiyor. o zamanlar da güzeldi, ama şu an yeni şeyler yapmak için kendini parçalayan büyük bir güruh var. çevremde cynic konserine gidip 'bu mu şimdi progresif' diyen, ya da clean vokalli metal parçası dinleyip 'çok gay' diye yorum yapan adamlar istemiyorum. ya da solosuz metal olmaz diyen sığ adamları da istemiyorum, bunları da istememenizi istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;daha neler istemiyorum biliyor musunuz? yerli bir grubun hastası olup onların parçaları sahnede çalarken, o çakma hayranların parçaya yabancı kalışlarını görmeyi ve bunun üzerine onların bu konuda sadece yalan söylediklerini de fark etmek istemiyorum. yapmadığı bir şey üzerinden prim yapan insanları takıntılı olduğum ve aşık olduğum bir şeyin içinde yapıyor olmaları benim çok sinirime dokunuyor. eski dünyaca ünlü grupların klonu olarak 'türkiyeyi salladıklarını' iddaa eden insanların da gereksiz binlerce insan tarafından takdir edilmesini de istemiyorum. kıskanç diyebilirsiniz ama o gruplarda olup öyle bir takdiri görmeyi hiç istemiyorum, hatta iyi ki öyle oluşumlarda arkadaşlarım yok diyebilirim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;insanların bi grup çıkınca 'aa acaba ne coverlayacaklar' dedikleri bir müzik piyasası da istemiyorum. ya da bizim arkların konseir var onları görüp sonrakileri izlemeyip çıkıcam diyen insanların da olduğu bir piyasa da istemiyorum. müziğin genel kuralları hakkında bir boktan haberi olmayan adamların 2 konser verdikten sonra ankara veya istanbul sokaklarında dünyayı yaratmış gibi olmalarını da istemiyorum. ortaya ne koyduğundan haberi olmayan zavallılar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok şey var. gerçekten çok şey var.  taklit etmeyi seviyoruz yaratmayı sevmiyoruz. çok iyi dream theater çalan gitaristleri seviyoruz, dream theater kalitesinde beste yapan adamlarla alakamız yok, öyle insanlarla karşılaşmak gibi bir niyetimiz bile yok ki. zavallı perspektifleri olan 'loser' bireyler üreten iğrenç bir yerdeyiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunu okuyup müzikte ilerlemeyi düşünen insanlar varsa 1 yerin 10 kere düşünmeliler derim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sahnede koşmak sahneyi doldurmak değildir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;cover solosunu aynı atmak iyi müzisyenlik değildir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iyi twin atmak iyi davulculuk değildir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;forumlarda böbürlenmek iyi grup olmak demek de değildir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başka gruba özenmek de sizi o özendiğiniz gruba yaklaştırmaz bile.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-8254240059741610744?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/8254240059741610744/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=8254240059741610744' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/8254240059741610744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/8254240059741610744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/11/heves.html' title='heves'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-7033162711101644368</id><published>2009-07-28T15:35:00.000-07:00</published><updated>2009-07-28T15:44:28.076-07:00</updated><title type='text'>Neler Oldu?</title><content type='html'>Baya bir zaman geçti, baya da bir şey oldu metal müzikle alakalı olarak. Başbakan bile bu işin içine girdi ise metal müziğin daha çoook parlak bir geleceği olduğu kesin. Tayyip aleyhtarlığı yapmakla popülizmden uzak kalmayı tercih ederek diyeceklerime devam ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Unirock Fest deneyimi ile mükemmel olmasa da kıyasla iyi bir 3 gün yaşattı bizlere, Let's Open Air ise amatör ve öngörüsüz tavrı nedeni ile organizasyonu iptal etmek zorunda kaldı, Rock'N Coke'ta efsane isimler yer aldı ancak hayat pahalılığı nedeni ile görülemedi, birkaç saat önce Testament muhtemelen aynı playlist ile Türkiye'de aynı konseri verdi, bir Nevermore'un gelmesi daha çok etki ve para yaratacakken hala Testament'ın niye getirildiği de gerçekten bir soru işareti. Cynic ve Dream Theater gibi devrim yaratmış iki isim bir arada geldiler ve eminim muhteşem bir atmosfer yarattılar. Bu gibi bir sürü şey oldu ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor. Eskişehir'de, Ankara'da da festival adımları atılıyor gözlemlerime göre bunlar daha da güzel hareketler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Hala eksik olan bir şeylerin varlığını hissedebiliyor musunuz? Evet ise okumaya devam edin bakalım gerçekten aynı mı çok merak etmekteyim. Bence var. Deli gibi akan terler var müzik için. Kimileri organizasyon düzenliyor, kimisi de müziğin kendisini üretiyor, ama hala asıl amaç müziğin kendisi olamadı. Hala ne çoğu grup müziği kendini dışavurum biçimi olarak görmüyor, ne de çoğu organizatör, yaptığı işi müzik ile dinleyiciyi bir araya getirmek olarak görüyor. Bundan sebep festivaller iptal oluyor ya da gruplar kendilerini olduklarından daha iyi gösteriyor ya da ne yazık ki sönüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Manzara cidden kötü, nicelik olarak çok şey var ama nitelik bazında ise aynı yükseklikle karşı karşıya değiliz. Artık zaman biraz daha seçici davranmanın zamanı gibi geliyor bana. Sırf türk grup diye birilerinin desteklenmesi gerektiği vakitler geride kaldı, kalmalı. Dinleyiciler müziği müzik için yapan insanlara destek çıkmalı ki, buradan dışarı çıkmayı hak edenler çıksın ve ileride bunu hak edecek olanlara da bir kapı açabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Ama insanlar ne yazık ki, arkadaşının grubunun konserine gidip, 2 bira içip, nasıl olduklarına bakmadan 'çok iyiydiniz abi' demeye devam edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Sonra bekle de Nevermore gelsin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-7033162711101644368?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/7033162711101644368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=7033162711101644368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/7033162711101644368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/7033162711101644368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/07/neler-oldu.html' title='Neler Oldu?'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-6384372814750198398</id><published>2009-05-10T17:35:00.000-07:00</published><updated>2009-05-10T17:53:55.676-07:00</updated><title type='text'>PART I - Başlamak</title><content type='html'> Bu yazımda müzikalite veya müziğin kendisi hakkında değil de yapım sürecine başlamak isteyen arkadaşlar için bir kaç deneyimimi paylaşacağım bir şeyler yazmak istiyorum. Herkesin hayalini kurduğu şeyleri deneyim etmemiş olsam da en azından bir görüş daha kazandırabilirsem okuyuculara ne mutlu bana...&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Öncelikle bu konudaki yazılarımı PART I-II-III diye devam ettireceğim. Ama eski yazdıklarımın da devamı aynı şekilde devam edecek. Küçük dipnottan sonra başlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Elektro gitarı ilk edindiğimizde yanında bir de muhtemelen bir prosesör veya bir amfi de edinmiş oluyoruz. Ben her ne kadar yıllarca amfisiz veya herhangi bir çıkış olmaksızın kuru kuru gitar çalışmış olsam da, genel durum böyledir. Aklımıza gelen ilk şey albümlerden dinlediğimiz tonların aynısını gitarımızdan ve ekipmanımızdan çıkartmaya çalışmaktır. Ancak kulağın seçiciliği denen konseptin daha hiç oturmamış arkadaşlar ki bunu herkes yaşıyor, bu durumda uzun süreçli bir afallama yaşıyor. Gitarımızın yanında bir adet Digitech RP50 alınmış oluyor. Metal müziğe baş koymuş insanlar benim de yapmış olduğum gibi, gain olayını kökledikçe daha metal ve daha uygun bir sound yakaladığı hissini kapılır çünkü sert ve fazlası ile 'distort' olmuş bir sestir. Ama bu büyük bir yanlıştır. Bunun sebeplerinden biri, sevdiğimiz bir parçayı eşlik etmeksizin çalmaya çalıştığımızda albümden dinlediğimiz halin saf bi şekilde bize geldiğini inandırmak için basları da midleri de tizleri de gereğinden fazla açarız. Kayıtlarda 2 ve daha fazla gitarın yanında bir bas gitar ve bas sesi güçlendiren davulun cross'ları mevcuttur. Ve bu kayıtlarda tek gitarın sahip olduğu gain seviyesi ancak bir şeyleri kaydetmeye girişildiğinde aslında düşük şeyler olduğu anlaşılan değişkenlerdir. Daha açık olmak gerekirse, ilk zamanlardaki tonu 'güzel' ton olarak belirlemiş bir kişi, bunu referans alarak kayıtta daha 'kötü', yani daha kuru, sustain yoksunu, ve çiğ bir ton yakalamak durumundadır. Bu çiğ ton ile bir şeyleri kaydetmeye çalıştığımızda da, o evde kendimize çektiğimiz tonla çaldığımızda örtbas ettiğimiz hataların delilercesine gözümüze çarptığını görünce büyük bir hayal kırıklığı da kaçınılmaz olmaktadır. Denecek şey şudur ki eğer yeni başlanmışsa bu işe, gitara ton çekme konusunda biraz idealist olunmalı, ve hataları ortaya çıkaracak, ne fazla ne de eksik drive'lı tonları kullanmaktan uzak duralım. Mesela metal parçaların kaydında kullanılan tonların aslında yalnız başlarına iken ne kadar zayıf kaldıklarına görmek için Soilwork - Sworn to Great Divide parçasını gözlemlemenizi tavsiye etmekteyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Ton işi halloldu ve ilk sahne deneyimlerinden biri yaşanacak. Heyecan dorukta, ve muhtemelen 2 gitaristin olduğu bir grupta çalmaktasınız. Kendinizi duymak uğruna daha monitörler bile ayarlı değilken, tonunuzu o şekilde en fazla kendinizi duyacak şekilde ayarlamanız asrın hatası olabilecek niteliktedir. Monitör denen olay, seslerin dışarıya dengeli bir şekilde gitmesi için ayarlanmasından sonra, sahnede kendinizi ve grup arkadaşlarınızı duyarak çalabilmeniz için gerekli olan referans kaynaklarıdır. Kendi sesinizi köklemenin hiçbir faydası olmayacağı gibi fazlası ile zararı olacak, monitörden gelen sinyalle birlikte feedback yapacak ve hiçbir şey duymadan korkunç bir sahne deneyimi yaşayacaksınız. Ego veya bilinçsizliği bir kenara bırakmak açısından, bahsettiğim değişkenleri göz önüne almak hayati bir önem taşımaktadır. Burada monitörler, dışa giden genel sesi ayarlayan tonmeister ile iyi iletişim kurabilmenin öneminden bahsetmek gereksiz, çünkü o iyi olmazsa hiçbir şeyin iyi gitmesi için bir sebep yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bir dahaki yazımda pedallar, efektler ve işlevlerini kendi çapımda yaşadığım deneyimlerimle açıklamaya çalışacak, ve sizi bu konu hakkında bir kaç görüş sahip yapmayı planlamaktayım. Bilinçli ve 1 kere düşünülen şeyi 10 kere düşünecek kadar idealist davranacak müzisyenleri çevremde görmek dileğiyle hepinize iyi geceler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Porcupine Tree - Hatesong&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dinleyiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-6384372814750198398?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/6384372814750198398/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=6384372814750198398' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6384372814750198398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6384372814750198398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/05/part-i-baslamak.html' title='PART I - Başlamak'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-4691276530763781929</id><published>2009-04-06T14:02:00.000-07:00</published><updated>2009-04-06T14:19:13.439-07:00</updated><title type='text'>Extremity</title><content type='html'> Yine ne yazık ki uzun bir aradan sonra, ihmalkarlığımı geride bırakarak sizinleyim, huzurluyum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Başlamadan önce yazdıklarıma güzel eleştirilerle veya görüşlerini belirterek yorumda bulunanlara teşekkür ediyorum, onları okumak beni cidden mutlu etti. Yenilikçilik hareketinin metal müzikte bıraktığı izler hakkında başkalarının da objektif bir bakış açısına sahip olduğunu görmek umut verici...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Başlığımın adını 'Extremity' koydum evet. Niye denecek olursa, müzikteki uç noktalara ulaşma olayını, yani fonetik olarak hoşuma giden bir sıfatla belirtmek gerekirse, extreme müzik ve metal müziğin extremeleştiği noktalar üzerinde çok düşünüyor, dinliyor ve gözlemlemeye çalışıyorum elimden geldiğince ve imkanlar elverdiğince.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Evet nedir extreme müzik? Aslında extreme müzik denince genelde hız, tuşe, vokal gibi olayların maksimum hızlarda olduğu metal müzik boyutu olarak akla geliyor. Doğru ama eksik bir tanım olmakla beraber extreme müzik maksimize edilmişliğin yanında minimal bakış açılarını da kapsıyor diye düşünüyorum. Mesela 'extreme' metal olarak tanımlayabileceğim bir Origin, Suffocation, Dissection var elimde ama bir yandan, yine örnek vermem gerekirse Opeth, Nevermore veya bir Dream Theater da extreme sıfatının hakkını vermek konusunda pek sıkıntı çekmeyen gruplar arasında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Extreme olan şeylerin bu gruplarda neler olduğu gayet merak edilebilir şeyler. Bazıları 'metal zaten extreme bir müzik, hatta bunu en başında sen de söylemiştin' diyebilir, haklı da olarak. Ancak extreme'lik ortak paydada bulunan bazı öğelerin, kompozisyon bilgisinin yardımı ile en iyi şekilde ortaya çıkarılmasıdır. Mesela Opeth - Ghost of Perdition parçasında, metronom açısından gayet sıradan bir hız ve armonik düzen ile parçada, bir bridge'deki double cross sound'unun en iyi şekilde çıkması için yapılmışçasına yazılmış arpejler görülüyor. Bir parça içinde olması şart olmayan bu uç noktada bulunma durumu Nevermore - Dead Heart in a Dead World albümünde de gözüme çarptı. İlk şarkıdan itibaren gerçekten hızlı ve şiirsel müziklerinin en büyük icraatlarını ortaya koyan grubun gitar tonları, sertlik açısından orta düzeyde gitmekte ancak tabi parçaya katılan diğer elementlerle sertlik konusunda çoğu death metal grubundan daha iyi iş çıkarmışlar. Ancak parçalar ilerliyor ve daha da gaz parçalar olmaya başlıyor derken, akustik gitarlı bir intro'ya sahip olan Insignificant parçası çıkıyor karşımıza. Balladları hatırlatan bir yapıya sahip olan parça, son zamanlardaki en sert gitar tonuna sahip olmakla birlikte, albümde sivrilmekle kalmıyor ve o tonla duygusal parçanın sahip olması gereken elementlere dair tüm klişeleri yıkıyor. Bu durum da bize tanımların ve müziğin kendisinin aslında sınırları olmayan şeyler olduğunu gösteriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Evet extreme müzik benim bakış açımdan böyle bir konsept. Sanatın içinde bulundurmazsa olmazı olan uç noktaların sadece maksimize edilmekle değil, sadece işlenmiş yerin daha iyi bir şekilde ortaya çıkarılması olabileceğini görüyoruz. En azından görüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Bu farkı açıklamak için iki güzel parçayı sizlere tavsiye etmekten ve 4 Temmuz Dream Theater - Cynic konserlerinin de haberini vermekten büyük mutluluk duyar, hepinize bol ve kaliteli müzikli günler diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Origin - The Aftermath&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nevermore - Dreaming Neon Black&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-4691276530763781929?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/4691276530763781929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=4691276530763781929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4691276530763781929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4691276530763781929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/04/extremity.html' title='Extremity'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-6260063627829027906</id><published>2009-01-16T13:00:00.000-08:00</published><updated>2009-01-16T13:25:54.056-08:00</updated><title type='text'>Ne Çabuk Geçiyor Değil Mi?</title><content type='html'>2 hafalık tembellik arasından sonra yine elime klavyeyi aldım, ve evet yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle geçenlerde haberini ettiğim 19 Ocak'ta çıkacak olan Kreator - Hordes of Chaos albümünü de pre-order ettim şükür, hani söylüyorum çünkü geçenlerde albümü dinleyip biraz bahsetmiştim sonra bana gelip de bu kadar iyi hoş ama adam gitmiş orjinal albüm almmıyor müziği desteklemek bunun neresinde tarzı eleştiriler gelirse diye yazıyorum. Yine de hatırlatmakta fayda albüm cidden yine bir Mille Petrozza klasiği olmuş. Karakterini oturtmuş olduğu thrash'i yine bir şekilde alıyoruz ama almak isteyene tabi, old school severlik adı altında yetersizlik sıfatından ekmek çıkaran arkadaşlarımıza da buradan selam olsun istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bugün bununla ilgili yazayım istiyordum ama nasıl başlayacağımı bir türlü bilemedim, ama baktım Kreator gibi eski kafa thrashçilerin de veya birazdan dökeceğim fikirlerle paralellik gösteren insanların da çok sevdiği gruptan bahsedince giriş yapabildim. Sevindim tabii ki bu duruma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremdeki insanlarla müzik veya daha dar bi başlık olarak belirtmek gerekirse beğendiğimiz veya sadece eskiden beğendikleri gruplar üzerine konuşurken, 'davayı satma' veya 'çok değişmiş' olmalarına dair diyaloglar çok geçiyor. Örnek vermek gerekirse, Clayman dönemi In Flames ile şimdiki halleri veya Metallica, Soilwork, Crytopsy gibi gruplardan bahsederken bu tartışmalar alevlenebiliyor.  In Flames sever insanların yeni albüm gay metal demeleri durumu açıkçası benim hoşuma gitmiyor.  Bunu aslında iki başlık olarak inceleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincil olarak, In Flames şimdi çapayı tamamen Amerika'ya atmış durumda. Buradan şimdi Amerika'lıların sevdiği müziği yaparak para kazanmak istiyorlar gibi bir söylemle gelmemi beklemeyin benim demek istediğim durum biraz daha farklı. Müzik, yapıldığı yerin, yapan kişiyi epey etkilediği ve bu etkileşim müziği yapan kişinin epey deneyimli olması durumunda (bkz. In Flames) bir gelişim olarak kabul edilebilecek bir durum. Amerika gibi bir ortamda dönen, dinlenilen ve icra edilen gruplara genel anlamda bakıldığında bir Core'luk veya sound çılgınlığı yoğunluğu yüksek olan gruplar görülebiliyor. Diğer bir taraftan ise Amerika'da teknik ve üst düzey progresif hatta avantgarde olan müziklerin de çok revaçta olduğunu gözlemliyorum. In Flames gibi bir grup da benim gözümde bu iki durumu da çok iyi harmanlamış durumdadır. In Live We Trust performansında My Sweet Shadow parçasındaki gitar tonlarına bakıyoruz, Clayman veya Colony'den çok çok daha sert ve çok daha fazla 'eski kafa death metal' soundu var. Altyapı olarak kullanılan müziklerden bahsederken insanların Clayman'deki sample'ları nasıl duymadığna hayret ediyorum. Bilhassa Colony albümündekiler de... Davullar eski agresifliğinde değil diye karşı argümanlarla gelecek olan arkadaşlarıma da Scorn ve Gyroscope parçalarını dinlemelerini tavsiye ediyorum ki bu parçalar 'eski kafa death' albümlerde bulunan parçalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincil olarak, ayrımcılığı genel olarak bazı yoğunluk isteyen işlerde çok mantıklı bulan biri olarak, müziği icra eden veya etmiş insanların bu yenilikçilik veya değişim mevzusunu daha iyi anlayabileceklerini düşünüyorum. Şimdi ahım şahım da olmayan teknik jargonumu kullanmadan açıklamak gerekirse, eskiden saf thrash ve death müzik yapmış olan Kreator'u ele almak istiyorum. İlk albümleri olan Endless Pain ve Pleasure to Kill albümlerindeki soundlar ve tonlar yani kısaca elde olan imkanlarla olan müziğe bakıyoruz ki insanlar cidden inanılmaz ekmekli işler çıkarmışlar. Zamanla elde ettikleri birkaç müzikte devrim sayılabilecek imkan gelişmelerini de sonraki albümlerinde kullanmışlar ve sound old school thrashçi kot montlu abilerimizi kzıdıracak kıvama gelmiş ve günümüze uygun ve çok daha zengin bir sound ile karşımıza çıkmışlar. Bu beğenilmeyebilir ama bu insanlara bok atılması saçma bir durumdur. Ama neden? Kendinizi bir Mille Petrozza yerine koyun. 8 tane old school soundlu sayılabilecek albüm yapmışsınız ve hepsi kendi çağlarında masterpiece sıfatını hak edecek albümler.  Elinize sound açısından yeni şeyler imkanı geçmişse ve kendinizi müzikal olarak daha da tatmin etmek ve vizyonunuzu geliştirmek istiyorsanız, size kim dur diyebilir? Bu biraz geyik avlamak için yıllardır küçük bi çakı kullandıktan sonra okun gelmesi ile beraber sizin ok kullanmanıza bok atacak insanlar varlığına benzer bilmem ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son Anders Friden'in bir diyaloğunu koyarak yazımı noktalamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhabir - Artık niye melodik death albümü yapmıyorsunuz?&lt;br /&gt;Anders Fride - Melodik Death nedir ki sizce?&lt;br /&gt;M - Mesela Clayman, o kesinlikle bir melodik death şaheserididir.&lt;br /&gt;A - Demek ki bir şaheser yaratmışız bir tane daha yapmaya gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metale daha farklı perspektiflerle bakabilmeniz dileğiyle herkese iyi finaller. Orkun Develi'ye ve Talya Kanmaz'a da selamlarımı sunarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-6260063627829027906?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/6260063627829027906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=6260063627829027906' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6260063627829027906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6260063627829027906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/01/ne-abuk-geiyor-deil-mi.html' title='Ne Çabuk Geçiyor Değil Mi?'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-4361265769005822848</id><published>2009-01-01T08:54:00.000-08:00</published><updated>2009-01-01T09:08:06.396-08:00</updated><title type='text'>Death - 2</title><content type='html'>Araya biraz zaman soktuğum için en baştan özür diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlahım olarak gördüğüm, her dinleyişte veya çalma teşebbüsünde farklı şeyler hissettiren, kalitesi ve içtenliği evrensel olarak kabul görmesi gereken grup Death'ten bahsediyoruk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsedeceğim ikinci şarkı ise çaldığım grubun isminin ilham kaynağı olan albüm Sound of Perseverance'ın ilk şarkısı olan Scavenger of Human Sorrow. Aslında genelde yapmaktan kaçındığım bir olay olan şarkı sözlerini koyup her satırla ilgili methiyeler dizme olayının biraz daha düzenlisini burada yapmak niyetindeyim çünkü bu şarkının sözleri de yine müziği kadar yorucu ve etkileyici. Sözlerden önce müzikal bir bakışı buraya dökecek olursam, Death'in herhalde en karmaşık parçası bu. Ama o kadar kulağa hitab ediyor ki 15 dakikalık gitar solosu dinlediğinizdeki can sıkıntısının aksine şeyler hissediyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;a name="1"&gt;What pain will it take&lt;br /&gt;to satisfy your sick appetite&lt;br /&gt;go in for the kill&lt;br /&gt;always in sight-prey&lt;br /&gt;the time always right-feast&lt;br /&gt;feed on the pain-taste&lt;br /&gt;sorrow made flesh-sweet&lt;br /&gt;live how you want&lt;br /&gt;just don't feed on me&lt;br /&gt;if you doubt what i say&lt;br /&gt;i will make you believe&lt;br /&gt;shallow are words from those who starve&lt;br /&gt;for a dream not their own to slash and scar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Big words, small mind&lt;br /&gt;behind the pain you will find&lt;br /&gt;a scavenger of human sorrow&lt;br /&gt;scavenger&lt;br /&gt;abstract theory the weapon of choice&lt;br /&gt;used by scavenger of human sorrow&lt;br /&gt;scavenger&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;a name="1"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;So you have traveled far across the sea&lt;br /&gt;to spread yor written brand of misery&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, What pain will it take to satisfy your sick apetite goin for the kill sözü bile ne kadar ağdalı bir şekilde sözler üzerinde uğraşıldığının bir göstergesi. Müziğin içerisindeki dengesiz ve fazlası ile agresif hava daha bu ilk sözlerle tamamlanmış. Live how you want ile başlayan dörtlüğün de bu atmosferin gittikçe agresifleşmesine bir sebep. Vokaldeki agresifliğin, Chuck'ın gırtlak yapısı veya iyi vokal oluşuna değil iyi söz yazarlığına bağlamak için iyi bir sebep bu eser. Kim böyle şeyler hissedip bu kadar güzel bir dille döktükten sonra bunu resmen haykırırmışçasına söylemez ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerden de azcık bahsetmiş olduktan sonra, müzikalite açısından biraz bahsetmemde yarar var. Death burada arada sırada kullandığı arabik gamları bu sefer nereye oturtacağına %100 anlamış durumda. Bu demek değil ki daha önce kullandığından kötü idi... Oluyordu ama demek ki daha iyisi de olabiliyormuş, hatta en iyi diyebiliriz. Ek olarak Richard Christy ise albümün ilk parçasından davulcunun değişmiş olduğunu bas bas bağırarak göstermiş, benim gözümdeki hala en iyi metal davulcusudur kendileri, her ne kadar çok çok başarılı daha bir sürü davulcu var olmasına rağmen. Albümde olması gerekn tek bir şey hissediyorum o da bas gitarda Steve DiGiorgio'nun olması. Onun Fragile Art of Existence'taki numaralarını bu albüme yapmış olduğunu düşünüyorum da, içimin yağları bi kat daha eriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlük biraz kısa yazmış olmamdan dolayı affınıza sığınıyor, iyi bir 2009 geçirmenizi diliyor ve bugünlük size bir şarkı önermek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psycroptic - Cruelly Incarnate&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-4361265769005822848?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/4361265769005822848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=4361265769005822848' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4361265769005822848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4361265769005822848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2009/01/death-2.html' title='Death - 2'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-4591474736357137319</id><published>2008-12-22T13:05:00.000-08:00</published><updated>2008-12-22T13:23:28.223-08:00</updated><title type='text'>Death</title><content type='html'>Of işte yazmayı en büyük heyecanla beklediğim grup. Metal müziğin 'extreme' olan şeylerin sentezi olduğunu keşfetmemi sağlayan milat. Evet bu gruptan bahsederken objektif albüm yorumu gibi yapmayacağım şimdiden anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Chuck Schuldiner isimli beybabamızın, kafasında binbir türlü şey dönüyor ve nasıl dışa döksem diye kara kara düşünüyor. Sonuç olarak da Death isimli grubu kuruyor. İsminin sebebi olarak da kardeşini erken yaşta kaybetmesi olduğuna dair dedikodular dönmesine rağmen, doğru ya da yanlış gayet minimalist ama muazzam bir isim koymuş denebilir, bunu tartışmam bile. Her neyse, ben hangi şarkıyı dinlediğimde neleri hissettiğimi anlatmak istiyorum bugün aslında. Belki Death'i sadece bir efsane olarak bilip üzerine çok da eğilmemiş insanlara bir faydam olur diye düşünüyorum. Bugün bir tane şarkıdan bahsedeceğim ve bu bir dizi gibi ilerleyecek şimdiden söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Cosmic Sea&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="150" height="50" align="middle"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="sameDomain"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://muzicons.com/musicon3.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&amp;amp;nomuz=muzicon%20unavailable&amp;amp;site=http://muzicons.com/&amp;amp;icon_pic=0.png&amp;amp;music_file=AHcFdEMD&amp;amp;bg_color=898989&amp;amp;type_of_clip=simple_text&amp;amp;text_color=FFFFFF&amp;amp;text_message=Cosmic+Sea" wmode="transparent" menu="false" quality="high"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Human albümünde bulunan enstrümantal bir şarkı. Death müziğinin aslında her öğesini barındıran 'korkunç' bir çalışma. Saykodeliklik var, gaz var, hüzün var, atmosfer var, yani insanın tüylerini ürpertmeye aday olan her türlü hissiyatın en extreme noktalara ulaştığı bir başyapıt olarak görüyorum. Arkadan bas gitarın inanılmaz dolduruşları, bir yandan 'biliyor musunuz ben bunu besteledikten 5 yıl sonra ölüyorum' diyen bir adamın sesi geliyormuşçasına bir sound... Korkunç gerçekten. Enstrümantal parçaların solo delisi olmasının şart olmadığını da gösteren ilginç bir eser. İnsan çok sinirli olduğu anlarda, bu parçayı biraz belleğine sokabilmişse ağlamaması için hiç bir sebep göremiyorum. 1:05 te melodinin netleştiği dilimde ışıkları kapatıp havaya doğru bakmanızı, mümkünse kafanızın da iyi olması gerektiğini ekleyerek sizi 'yuh' demeye çağırıyorum, şarkı bitene kadar da gözlerinizi açmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla şey diyemiyorum, mevzu bahis Death oldu mu olay dinleyiciye düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belinize kuvvet!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-4591474736357137319?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/4591474736357137319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=4591474736357137319' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4591474736357137319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/4591474736357137319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2008/12/death.html' title='Death'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-6223996900663128238</id><published>2008-12-16T13:51:00.000-08:00</published><updated>2008-12-16T14:13:24.884-08:00</updated><title type='text'>Yapmak</title><content type='html'>Bu müzik denen şeyi yapmak aslında çok kolay ama çok da zor. Bu zorluk veya kolaylık aslında tamamen kişinin ve çevresindeki insanların karakteri tarafından belirleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ben de dahil olmak üzere çevremde bir sürü insan müzikal anlamda bir şeyler üretiyor veya üretmeye çalışıyor. Kimimiz daha güzel şeyler yazmaya kimisi ise bir başkasının çalmış olduğunu daha güzel veya kendine uyacak bir şekilde çalmaya kasarak ortaya bir ürün çıkartmaya çalışıyor ama bu üretilen şeyi biz alıp evde dolapta saklamadığımız için bu olay başka insanları da ilgilendiriyor. Sonuçta başkalarına dinletebilmek için de üretilen bir şey müzik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Kişinin karakteri nasıl etkiliyor kendi ürettiği müziği ve onun dışa sunumunu? Şimdi öncelikle insanın duygularına ne kadar değer verdiği sorusunun cevabını verebilmek gerekiyor, çünkü duygularına biraz da olsa kulak veren bir insanın yaptığı müzik konusunda özgünlük yakalama şansı daha yüksektir, ha belki başkaları ile aynı duyguyu paylaştığı için benzer şeyler de ortaya çıkabilir ama burada biraz da üretkenlik veya hayal gücü devreye giriyor. Eğer düşündüğün şeyleri hangi şekil ve kalıplarla inşa edeceğini bilemiyorsa yazan kişi, epey sorunlar yaşayacağı aşikâr. Bunların olmaması durumunda youtube'da 240 BPM ile alternate picking yapan abiler karşımıza çıkıyor. Onlar da çok çok çok emek harcıyorlar bu yaptıkları şey için, hatta kulağa süper gelen şeyler de oluyor, ancak bunların dinlenilmesi durumunda ortaya çıkan tek şey fiziksel haz oluyor. Her neyse, kişinin duygularını nasıl işitsel öğelere dökebildiğini öğrendiğini farz edelim, çünkü asıl konuya değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Müzik, senin üretip başkalarına dinlettiğin bir ürün. Bu durumda bu müziği o insanlara nasıl ulaştırdığın sorusu önemli. Öncelikli olarak çoğumuzun yaptığı veya yapmayı planladığı gibi çevremize dinletiriz, ancak... Çevremizdekiler iyi arkadaşlarımız olabilirler ama iyi birer dinleyici veya objektif bakmayan insanlar olabilir, hatta genellikle öyledir. Hele yaptığınız ürünü dinleyen arkadaşınız da sizin gibi müzisyense durum gittikçe zorlaşır. Çünkü yaptığınız A bestesini arkadaşınıza dinlettiğinizde alabileceğiniz tepkiler şu yönde olacaktır: 'Şuna çok benzemiş' , 'burası olmamış' gibi... Yani olmayanlar şeylerden bahsedilir. Olan şeylere bir sıfat konulmaz ve mesela hızlı davulun olmadığından bahsedilir. Evet davul hızlı değildir, çünkü davulcu hızlı çalmak istememiştir, bu kadar basittir. Ancak yorum yapmak ile eleştiri yapmak arasında ciddi farklar olduğundan haberdar değildir amatör müzisyen arkadaşlar. Kimisi zamanında böyle yapıp kendisine yapıldığında uslanır, kimisi başından beri nasıl yorum yapılacağını bilir ama kimisi de her daim bok atmaya devam eder. Kısacası sıkıcıdır. Herkese dinleteyim derken sinir bozmamak gerekir. Neyse fazla somut bahsettim bu durumdan. İnsanlarla bazı konuların ciddi olarak paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Kızılay'da bi grubu izlerken, iki notayı yanlış basan adama böm böm bakmaktansa, onların da amatör müzisyen olduğunu unutmadan, birazcık da olsa 'olur öyle' diyebilmek lazımdır. Çünkü rock veya metal müzik, az veya çok ego sahibi olan insanların yaptığı bir müziktir ve kimse sahnede büyük hatalar yaptığına inanmak istemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gerçek hiç de böyle değildir. Özellikle Türkiye gibi bir yerde metal müzik yapmaya çalışıyorken X isimli grubun gitaristinin ne kadar kazma olduğundan bahsedip zaten az miktarda olan metal grupları arasında saçma sapan gerginlikler oluşturmaktansa diyalog kurup hep beraber sahne alıp herkesin daha fazla deneyim kazanması için fırsatlar oluşturulması gerektiğine inanmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde gruplardan şarkılar tavsiye etmeye çalışıyorum. Bu sefer amatör müzikten bahsettim, yerli amatör ve aynı zamanda arkadaşlarımın grubu olan Odien'in online olan demosunu öneriyorum, ben ilginç ve güzel buluyorum. www.myspace.com/odienband adresinden dinleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haftasonu da Perseverance grubumla İstanbul Dorock'ta 20 Aralık saat 22:00'de sahne alacağımdır, haberiniz olsundur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-6223996900663128238?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/6223996900663128238/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=6223996900663128238' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6223996900663128238'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/6223996900663128238'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2008/12/yapmak.html' title='Yapmak'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-7533397612423699707</id><published>2008-12-10T14:01:00.000-08:00</published><updated>2008-12-10T14:28:24.672-08:00</updated><title type='text'>Birkaç Albüm</title><content type='html'>Ehem, merhabalar. Aslında bu yazıyı yazmayacaktım ama geçen gün Akmar Pasajı'nda Büşra arkadaşımla Hammer Müzik'e girince öylesine CD'lere bakarkene karşılaştığım ve bu anın bir daha olmayacağına beni inandıracak kadar ender bulunan iki albümü bulunca o albümlerden bahsetmeye, ek olarak da, hazır albüm anlatma işine girmişken yakın zaman dilimi içerisinde karşımıza çıkacak olan Kreator - Hordes of Chaos albümünden de bahsetmek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Akmar'da aldığım CD'lerden biri tee 1993'te albümünü çıkarmış, Death'in Human albümünde çalmış iki deneysellik hastası elemanın (Paul Masvidal ve Sean Reinert) grubu Cynic'i anlatmak istiyorum öncelikle. Bu Focus isimli albüm 8 adet parça içeriyor ve 36:12 gibi kısa bir süresi var. Nicelik bakımından bu kadar kısa gözükmesine rağmen daha ilk şarkı olan Veil of Maya'nın ilk vokalini duyduğunuzda, ki bu üçüncü saniyeye falan denk gelmekte, epey ilginç bir çalışma ile karşı karşıya kalacağınızı tahmin ediyorsunuz. Arkada gitar synthesizerları ile desteklenmiş efektler, robotik diye tabir edebileceğim bir vokal, jazzy ve funky akorların distortion ile süper birleşmesi ve efort drumming tabirinin dışında bir metal davulculuğu görüyoruz. Kısacası farklı bir şey... Derken her şey susuyor, gitarlar clean'e geçiyor ve 30 saniyelik bildiğimiz caz müzik devreye giriyor. Şarkıların akışı genel de bu şekilde gidiyor, ve betimlemelerimden de anlaşılacağı üzere alışması ve sevmesi kolay olmayan bir müzik. Ama metal müziğin içine bu kadar çok değişkenin sıkıştırılabilmesi pek de kolay olan bir iş değil ve kompozisyon olarak cidden beyin sıvısını akıtırcasına çalışmış adamlar topluluğu ile karşı karşıya olduğunuzu söyleyebilirim. Grup bu 1993 Focus albümünden sonra yıllarca bir şey yapmadılar sadece Norveç'te ve hatırlamadığım birkaç yerde daha konser verdiler ve bu konserlerde yeni bir şarkı çaldılar hep. Acaba yeni albüm mü derken, tam 15 yıl sonra ikinci bir albüm Traced in Air çıktı. TiA aynı konsept üzerinden gidiyor ama kendini tekrar eden bir albüm değil. İş daha da ileriye gitmiş ve saykodelik bir metal müzik çıkıyor karşımıza. Kısacası edinip biraz kafa yorarak dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Kompozisyonal anlamda da ders kitabı niteliğinde iki albümü var adamların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    İkinci aldığım albüm ise yine avantgarde bir grubun ( Atheist ) başyapıt albümü olan Elements. İçinde 12 adet elementlere ithafen beste bulunduran bu grup da caz esintilerini daha bir florida death atmosferine sokmuş bir grup. Death metal camiasının en yetenekli isimlerinden Kelly Sheafer'ın gitar vokalliği üstlendiği bu grup samba'dan modern caza kadar tüm tarzları vahşi metale uydurmuş ve bana göre çok başarılı sonuçlar almış. Fusion'ın da etkisi olduğunu unutmamak gerekir diye düşünmekteyim. Dikkati çeken 2 şarkının ismini vermem gerektiğini düşünüyorum yoksa grup en baştan yorucu gelebilir: Fire ve Green.  Fazla bir şey diyemiyorum bu grup için gerçekten, çünkü kafa olmak için saykodelik 25 dakikalık su sesi efektli müzikler dinlemekten çok daha derin etkileri olabilen bir müzik yapıyor Atheist. Dinleyin len!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Girişte bahsettiğim gibi bir de Kreator'n Hordes of Chaos'undan bahsedeyim. 19 Ocak 2009'da raflarda yerini alacak olan albümde Metallica'nın yaşadığı eskilere dönerken ne oldum delisi olma durumu yok. Zaten Kreator'un kronolojik olarak yaşadığı bir sorun yok çünkü orijini daha stabil olan bir grup. Hordes of Chaos Violent Revolution ve Enemy of God karışımı bir albüm gibi olmuş, tonlar daha old-school, vokaller daha death, atmosfer de bir o kadar karanlık. Albüme adını veren şarkıdaki o kaos hissiyatını yaşattığı kesin Mille Petrozza'nın. Bas gitarlar her Kreator dinlemeye başlayan insanın düşündüğü gibi yok gibi ancak eksikliğinde nelerin olmadığını görmek için sanırım canlı görmek veya yüzlerce kez dinlemek gerekir diye düşünüyorum. Bu durum kötü bir özellik oluşturmuyor, çünkü anlamak için mücadele etmenizi isteyen albümler bana göre metal müziğin karakterini sağlamlaştıran bir süreç. Bu yüzden Hordes of Chaos yine başarılı bir albüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Benden şimdilik bu kadar... Dinleyip yorumda bulunursanız, ya da küfür bile etseniz ne ala... Belinize kuvvet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-7533397612423699707?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/7533397612423699707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=7533397612423699707' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/7533397612423699707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/7533397612423699707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2008/12/birka-albm.html' title='Birkaç Albüm'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-3630299201302808150</id><published>2008-12-08T13:48:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T14:35:54.480-08:00</updated><title type='text'>Metal</title><content type='html'>Genel olarak dinlediğim ve gelip geçici heves sınıfında tutmadığım bir müzik türünden başlayarak bir girizgah yapmayı düşündüm. İleri vakitlerde üzerinde kafa yormuş olduğum ve kafa yormakta olduğum müzik türleri hakkında da konuşacağım, ancak önceliği çocukluk aşkım olan ve beni etkisine alan şeyden, metalden bahsetmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Evet, metal müzik hep bazı klişelerle tanımlandı kimisi doğru kimisi yanlış, kimisi göreceli dedi bu yargılara. İngilitere'de çalışan metal işçilerinin isyanının müzikal açılımı dediler, melodisi olmayan müzikten bıkanları çığlığı dediler, satanik ritüellerin estetik dışavurumu dediler, dediler de dediler. Benim bakış açım, bu müziğin bir şeyin sonucu imiş gibi tanımlamayı biraz kolaya kaçmak şeklinde görüyor bu tanımları. Metali yapan insanlar belki bir şeylerden etkilenip onları biriktirip sonra bir şekilde müzikle patlatmış olabilir, ama ben bunun tek gerçeklik olduğuna inanmıyorum ve aralarında diyalektik olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Şöyle ki; metal müziğe önayak olmuş insanlar müziği zaten önceden dinlemekte olan insanlar idi ve müzikte bir şeylerin uç noktada olması gerektiği ve bazı değerlerin diğer ögelere göre daha ön planda olması gerektiğine inanıyordu. Bu belki biraz bencil, biraz egosit bir yaklaşım olabilir, ama bunu bir şeyi yaptın mı ya tam yap ya da hiç yapma mantığına da oturtabiliriz. Müzikle uğraşan ve veya dinleyen insanlar artık gitar çalan kişinin tam duygu yoğunluğu sözlerle anlatılamayacak yerlere geldiğinde tarz kaygısı yüzünden akor basmaya devam eden gitaristlerden sıkıldı, çünkü o belirsizlik bu insanların içini kemirmeye başlıyordu. Aynı şekilde insanlar hayatlarında oluşan başka belirsizlikleri de görünce bunun farkına vardılar ve bunu yansıtabilecekleri en anlamlı ortamın müzikte olduğunu gördüler. Böyle gören insanlar zaten Deep Purple'ı, Black Sabbath'ı kurdular ve bu kökler beni buradan alıp bambaşka şeyleri dinlememe sebebiyet verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bu sosyal görüşümü sadece metalin ortaya çıktığı zamanlardaki müzisyenler ve dinleyiciler için söyleyebilirim. Ne yazık ki demiyorum, sürecin böyle işlediğine inandığımdan sebep... Metal müziğin günümüz toplumunda üzerine yapıştırılan veya kendi taktığı sıfatlar arasında 'isyan' ilk zamanlardaki gibi en üst sırada yer almamakta. Sosyalist bir bakış açısı gibi gelebilir belki (ama sosyalist değilim hehe) ama küreselleşmiş dünyada sorunlar gittikçe evrensel sıfatlar kazandıkça, bireyler üzerine düşen yükü biraz daha hafif görmeye başlayıp, egoya daha fazla yönelik niteliklerle yaptıkları işi icra etmeye başladılar. Metal de böyle oldu, hem dinleme hem de üretme anlamında... Bunu biraz gruplardan giderek anlatmak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Deep Purple gerçekten eski bir grup ve 'bana' göre metal müziğin karakterinde çok önemli bir yere sahip. Bu grubun sevenleri şimdi orantı olarak çok daha fazla. Eskiden de seveni çok fazla idi ama şu anki gibi bir fenomen olma durumu söz konusu değil. Orta yaşlı gruplardan pek de büyük bir çoğunluk biz Deep Purple'dan etkilendik demez, ancak son zaman çıkan veya parlayan grupların çoğu (bkz. Opeth, Dream Theater, Symphony X, Dark Tranquillity) sağlam bir Deep Purple geçmişine sahiptir. Ama niye? Deep Purple zamanının çok ötesinde bir progressive müzik yapmış. 3 dakikalık klavye soloları, gitarlar ve klavyenin çift melodileri... Az önce belirttiğim daha egoist müzik yaklaşımının gözüktüğü bir müzikti kısaca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Etkilenmişliğin yanında bir de kökten bir bakış açısı var ki bu pek değişmiyor müziği özellikle yapan bireylerde. Her sanatçının bir çizgisi oldu, olmalıdır da... Bireylerin bilinçaltında, 'sanat için sanat' diye bağıran bir ses olduğuna inanıyorum ve bu müziğin karakterini yansıtıyor. İşte bu kısım ne o ekonomik krizlerde, ne de küreselleşmeden nasbini alıyor. Bazı insanlar da metal müziği kendine amfide ton çekerken kulağını tam kıvamında okşayan sesi bulduğunda aldığı tonla gitar çalmak olarak görüyor kimisi ise trampete sert vurduğunda tüylerinin diken diken oluşunu hissettiğinde metal yapmaya karar veriyor. Sanırım metal müziği diğerlerinden biraz farklı kılan bu. Çalarken yapılan hareket veya dönüşümlerin verdiği fiziksel haz metal müziği biraz daha güdüsel, sonuç olarak da biraz daha doğal bir müzik olarak tanımlattırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Metal müzik ilginç bir derya... İnsanların tahmin ettiğinden çok daha fazla yere götürebiliyor. Demek istediğim yelpazeyi aşağıya yazacağım 3 şarkı ile belirtmek ve yazımı noktalamak isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kreator - Enemy of God&lt;br /&gt;Cynic - Evolutionary Sleeper&lt;br /&gt;Death - Cosmic Sea&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydin iyi geceler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-3630299201302808150?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/3630299201302808150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=3630299201302808150' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/3630299201302808150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/3630299201302808150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2008/12/metal.html' title='Metal'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2965469667590630109.post-518374132672949953</id><published>2008-12-08T03:45:00.000-08:00</published><updated>2008-12-08T03:46:30.270-08:00</updated><title type='text'>Siftah</title><content type='html'>Blog deneyimine ilk adımımı atmış bulunuyorum. Daha önce elime kalem aldığımda veya Microsoft Word'ün başına oturduğumda neleri yazıyorsam yine onları yazmaya devam edeceğim, ama daha önce yazdığımı dışarıla pek paylaşmadığım ileride nelerin görüleceğini biraz açıklamam gerekir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Yaptığım eylemlerin çok büyük bir yüzdesinin sebebi veya sonucu olan müzikle ilgili şeyler yazacağım. Ama müzikle ilgili ne yazacaksın, sevdiğin grupların şarkılarına methiyeler mi düzeceksin diye soruyorsanız meselam, cevabım hayır olacaktır. Her yazışımda bir müzik tarzı, bir yabancı ve bir yerli grup ile ilgili bir şey yazmadan kalkmamayı planlıyorum. Ek olarak, yazdığım tarih içerisinde kayda değer (illa iyi olması gerekmiyor) bir albüm çıkmış ise onunla ilgili analizlerimi (çok resmi oldu ama) buraya yansıtma planları içerisindeyim, ya da o vakit bir konserde bulunmuş isem konserle ilgili her olayı kendi bakış açımla yorumlayıp paylaşıma sunma niyetindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Tek olay müzik olmayacak, elbette arada aşktan, insan ilişkilerinden bahsedeceğim, insanların ne kadar kahpe olduklarından falan....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Şaka tabi, günlük yazma niyetinde değilim. Üzerinde en çok bilgi sahibi olduğum ve hakkında konuşmaktan zevk alan ve gurur duyan bir birey olarak sizlere nacizane bilgimi sunmak niyetindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Müzik konusunda bugüne kadar bilgi birikimimde katkı sağlayan benim gibi müzikle uğraşan tüm arkadaşlarıma, gitarı elime tutuşturan anneme, ve hala bir mensubu olduğum ve mensubu olmaktan vazgeçmeyi düşünmediğim ODTÜ Müzik Toplulukları'na teşekkürlerimi iletiyorum....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2965469667590630109-518374132672949953?l=dulgerdulger.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/feeds/518374132672949953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2965469667590630109&amp;postID=518374132672949953' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/518374132672949953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2965469667590630109/posts/default/518374132672949953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://dulgerdulger.blogspot.com/2008/12/siftah.html' title='Siftah'/><author><name>denizulger</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04029267937483889183</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='21' src='http://1.bp.blogspot.com/_nTHpcBXJZlw/ST0A6t0_KVI/AAAAAAAAAAM/OMvZsjmXpFg/S220/dulger.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
